Eşim Tolga ile rüya gibi bir evliliğimiz vardı

Bana sürekli "İş yerinde kriz var, ödemeler gecikti" bahaneleri uyduruyordu. Ama en garibi, evdeki değerli eşyaların birer birer ortadan kaybolmasıydı. Önce annemden yadigar gümüş antika set yok oldu, sonra benim çekmecede duran altın bilekliklerim... Sorduğumda "Evi temizlerken bir yere kaldırmışsındır, ben ne bileyim beni bunaltma!" diye bağırıp yine beni suçlu çıkarıyordu. Bir gün tesadüfen montunun cebinde, başka bir şehre kesilmiş otobüs biletleri ve yüklü miktarda para transferi makbuzları buldum. İçime kurt düştü, kocam benden ne gizliyordu?
Evliliğimizin tamamen koptuğu o korkunç güne kadar sabrettim. Tolga o sabah "Şehir dışına acil bir iş için gitmem gerek, iki gün yokum" diyerek telaşla evden çıktı. Giderken aceleden her zaman şifresiyle kilitlediği tabletini masada açık unutmuştu. Ekrana dokunmamla birlikte açık kalan bir e-posta penceresi belirdi. Ekranda yazanları okudukça dizlerimin bağı çözüldü, nefesim kesildi. Meğer benim kocam, sırtımı dayadığım o dağ gibi adam...
Ekranda gördüğüm satırlar bir hançer gibi kalbime saplanıyordu. Gönderen kişinin adı "Buse" idi. Mesajda, "Tolga, çocuklar seni çok özledi. Gönderdiğin parayla yeni evin perdelerini ve koltuklarını aldım, harika oldular. Tapu işlemlerini de hallettiğini yazmışsın, artık tamamen bir aile olmamıza çok az kaldı. Hafta sonu seni sabırsızlıkla bekliyoruz" yazıyordu. Bir de fotoğraf eklenmişti; Tolga, tanımadığım bir kadın ve iki küçük çocukla bir bahçede kahvaltı yaparken gülümsüyordu. O gülüşü en son bizim düğünümüzde görmüştüm.
Ellerim titreyerek tableti kurcalamaya devam ettim. Arşivlenmiş klasörlerde son iki yıla ait onlarca fotoğraf, kira kontratları ve banka dökümleri vardı. Benim evden "kaybolan" ziynet eşyalarım, annemin hatırası gümüş setler... Hepsi birer birer satılmış ve o kadının yaşadığı evin borçlarına yatırılmıştı. Biz burada faturaları ödemekte zorlanırken, Tolga başka bir şehirde kendine sıfırdan bir hayat, paralel bir evren kurmuştu.
O an dünya başıma yıkıldı sandım. İçimdeki o saf sevgi, yerini devasa bir boşluğa ve ardından kor gibi bir öfkeye bıraktı. "İş gezisi" dediği her yolculuk, aslında o "diğer" evine gidişiymiş. Cebinde bulduğum biletler, o eve giden yolun taşlarıymış. Saatlerce o masanın başında oturdum. Ağlayamadım bile; acım o kadar büyüktü ki gözyaşlarım kurumuştu Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz.
Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇