GÜNCEL HABERLER

Baba, lütfen… Sadece bir kez olsun bana sarıl.” Sesim, köşkün yüksek tavanlarında yankılandı. Babam, Haluk Bey, bana bakmadan elindeki gazeteyi çevirdi. Annem ise, yine bir yardım gecesi için hazırlık yapıyordu; gözleri, bana değil, üzerindeki pırlantalı kolyeye takılıydı. O an, bu evde ne kadar yalnız olduğumu bir kez daha hissettim. Oysa üç ay önce, doktorun odasında, “Zeynep Hanım, kızınızın en fazla üç ayı kaldı,” dediğinde, ailemle aramdaki mesafenin kapanacağını sanmıştım. Yanılmışım.

 

 

Ben Zeynep. İstanbul’un en zengin ailelerinden birinin, Haluk ve Aysel’in tek kızıyım. Dışarıdan bakınca her şeyim var gibi görünüyor: lüks bir hayat, pahalı okullar, yurtdışı tatilleri… Ama içimde, büyüyen bir boşluk var. Babam işkolik, annem ise toplumun gözünde kusursuz görünmeye takıntılı. Benim hastalığım ise, onların hayatında bir utanç lekesi gibi. O yüzden, köşkün en sessiz köşesine, eski kütüphaneye sığındım. Orada, kimse beni bulamaz sanıyordum. Ta ki Elif’i tanıyana kadar.

 

 

Elif, köşke yeni alınan hizmetçiydi. Kendi halinde, sessiz bir kız. Ama gözlerinde, hayatın acımasızlığına rağmen sönmeyen bir ışık vardı. Bir gün, kütüphanede ağlarken beni buldu. “İyi misiniz, Zeynep Hanım?” dediğinde, ilk kez biri gerçekten nasıl olduğumu merak etmişti. O günden sonra, Elif’le aramızda görünmez bir bağ oluştu. Bana, çocukluğumda hissettiğim sıcaklığı, annemin kucağında bulamadığım huzuru verdi.

 

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.