GÜNCEL HABERLER

Hayat bazen size en beklemediğiniz yerden, en yumuşak ama en derin dersleri verir. Benim için o ders, on üç yaşındaki oğlum Mert’in bir dağ yamacında verdiği sınavla geldi. Eşimi yedi yıl önce kaybettiğimden beri Mert ile birbirimize tutunarak yaşıyoruz. O, annesinin o durgun ama derin bakan gözlerini miras almıştı. Çok konuşmazdı ama her hareketi bir anlam taşırdı. Okulun düzenlediği geleneksel bahar kampı haberi geldiğinde Mert her zamankinden daha heyecanlıydı. En yakın arkadaşı Kerem de gideceği için çok mutluydu. Kerem, doğuştan gelen bir rahatsızlık nedeniyle tekerlekli sandalyeye bağlıydı ama Mert için bu hiçbir zaman bir engel olmamıştı. Onlar, kelimelere ihtiyaç duymadan anlaşan iki ruh gibiydiler.

 

Kamp sabahı Mert’i uğurlarken çantasının her zamankinden daha ağır olduğunu fark ettim. İçine fazladan su ve birkaç enerji barı koymuştu. ‘Baba, bugün uzun bir yürüyüş yapacağız’ demişti gülümseyerek. Akşam döndüğünde ise bitkinlikten ayakta duramıyordu. Ayakkabıları parçalanmış, dizleri çamur içinde kalmıştı. Sadece ‘Yorulduk ama değdi baba’ dedi ve erkenden uyudu. Ertesi sabah müdürden gelen o gizemli telefonla sarsıldığımda, aklımdan bin bir türlü kötü senaryo geçti. Okula vardığımda koridorlarda garip bir sessizlik vardı. Müdür odasına girdiğimde, karşımda duran üç yabancının duruşu beni daha da gerdi. Biri yaşlı, oldukça otoriter görünen bir adamdı; diğer ikisi ise daha genç ve profesyonel bir görünüme sahipti. Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz 

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.