GÜNCEL HABERLER

“Senin gibi bir gelini oğluma layık görmüyorum!”

 

Bu cümle, kulaklarımda yankılanırken, elimdeki çay tepsisi titredi. O an, Ali’nin annesi Nermin Hanım’ın bana karşı gerçek duygularını ilk kez bu kadar açıkça gösterdiği andı. Oysa ben, Ali’yle evlendiğimde, yeni bir aileye kavuşacağımı, sıcak bir yuvada huzur bulacağımı sanmıştım. Ama gerçekler, hayallerimden çok uzaktı.

 

Ali’yle üniversitede tanışmıştık. O, mühendislik okuyordu, ben ise edebiyat. İlk görüşte birbirimize çekilmiştik. Ailelerimiz tanıştığında, her şey yolunda gibi görünüyordu. Nişanımızda herkes mutluydu, özellikle de annem. Ama Nermin Hanım’ın gözlerinde hep bir mesafe, hep bir soğukluk vardı. O zamanlar bunu önemsememiştim. “Zamanla alışır, beni sever,” diye düşünmüştüm. Ne kadar yanılmışım…

Düğünden sonra, Ali’nin ailesiyle aynı apartmanda yaşamaya başladık. İstanbul’un kalabalığında, uygun bir ev bulmak zordu. Ali, annesinin “Yanımızda olun, birbirimize destek oluruz,” teklifini kabul etmişti. Ben de, yeni gelin heyecanıyla, bu fikre karşı çıkmamıştım. Ama daha ilk haftadan itibaren, Nermin Hanım’ın bana karşı tavrı değişmeye başladı. Sabahları kapımı çalmadan içeri giriyor, mutfağıma karışıyor, yemeklerimi beğenmiyordu. “Bizim ailede böyle yemek pişmez,” diyordu. Ali ise, annesinin sözlerini şakayla karışık geçiştiriyordu. “Annem biraz gelenekçidir, aldırma,” diyordu. Ama ben her geçen gün daha çok kırılıyordum.

 

 

Bir gün, Ali işteyken, Nermin Hanım aniden kapımı çaldı. Elinde bir tabak börek vardı. “Bunu bizim usulümüzle yaptım, sen de öğren istersin belki,” dedi. Teşekkür ettim, ama yüzündeki küçümseyici ifadeyi görmemek imkânsızdı. O günden sonra, her fırsatta bana kendi yemeklerini getirmeye başladı. Sanki benim yaptıklarım yetersizmiş gibi… Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz 

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.