GÜNCEL HABERLER

34 yaşındayım ve ailem evde kalacağımla, asla evlenmeyeceğimle ilgili söylenmekten bir türlü vazgeçmiyordu. Torun sevdasıyla beni sürekli birileriyle tanıştırmaya çalışıyorlardı. Sonunda sınırı iyice aştılar: 35 yaşına kadar evlenmezsem miraslarından tek bir kuruş bile alamayacağımı söylediler. Sadece birkaç ayım kalmıştı.

 

Bir gün her şeyden bıkmış bir halde yürürken, sokakta dilenen evsiz bir adam gördüm. Üstü başı kir içindeydi ama gözleri çok şefkatli bakıyordu. Bir anlık dürtüyle ona benimle evlenmesini teklif ettim. Şartlarımı baştan açıkça belirttim: Bu tamamen bir anlaşma evliliği olacaktı. Ona kalacak sıcak bir yer, kıyafet ve para verecektim; o da karşılığında kocam rolünü oynayacaktı.

 

Adı Sinan'dı ve teklifimi hiç düşünmeden kabul etti. Ona hemen yeni kıyafetler aldım. Sadece üç gün sonra onu aileme nişanlım olarak tanıştırdım; sevinçten havalara uçtular.

 

Hemen evlendik. Fakat evliliğimizin üzerinden henüz bir ay geçmişti ki, eve döndüğümde hayatımın en büyük şokunu yaşadım.

 

Neler olup bittiğini idrak etmeye çalışırken, gözlerim faltaşı gibi açılmış halde kapının eşiğinde öylece kalakaldım.

 

Salona adım attığımda burnuma o alışık olduğum ucuz deterjan ve oda spreyi kokusu değil, oldukça ağır ve pahalı bir erkek parfümü kokusu geldi. Evimin ortasında, İtalyan kesim takım elbiseler giymiş üç adam el pençe divan duruyordu. Orta sehpada son model dizüstü bilgisayarlar, kalın deri ciltli dosyalar ve kahve fincanları vardı. Ve tam karşılarında, tekli koltuğumda bacak bacak üstüne atmış, etrafına emirler yağdıran kişi... Benim anlaşmalı kocam, sokaktan kurtardığım Sinan'dı!

 

Üzerinde benim ona aldığım o sıradan tişört yoktu; üzerine tam oturan, lacivert, özel dikim lüks bir takım elbise vardı. Saçları özenle taranmış, sakalları kusursuzca düzeltilmişti. Bir ay önce sokakta bana minnetle ve eziklikle bakan o titrek adam gitmiş, yerine bakışlarıyla etrafındakileri ezen, otoriter ve son derece karizmatik bir adam gelmişti. Akıcı ve sert bir İngilizceyle, telefondaki kişiye milyon dolarlık bir şirketin hisse devriyle ilgili talimatlar veriyordu.

 

Kapıdaki tıkırtımı duyduğunda başını kaldırdı. Göz göze geldik. Yüzünde en ufak bir panik ya da suçluluk belirtisi olmadı. Telefondaki kişiye sakince, "Bunu sonra halledeceğiz," deyip aramayı sonlandırdı. Karşısında duran takım elbiseli adamlara başıyla küçük bir işaret yaptı. Adamlar tek kelime etmeden dosyalarını toplayıp, bana hafifçe baş selamı vererek evden hızlıca çıktılar. Dış kapı kapandığında, kendi evimde o devasa, gergin sessizlikle baş başa kaldık.

Neler oluyor burada?" diye fısıldayabildim. Çantam elimden kayıp yere düştü. "Sen kimsin? O adamlar kimdi?"

 

Sinan yavaşça ayağa kalktı, ellerini ceplerine sokup bana doğru kendinden emin adımlarla yürüdü. "Sakin ol," dedi. Sesi artık o cılız, çekingen tonda değil; tok ve otoriterdi. "Sana her şeyi açıklayacağım. Ama önce şunu bil, benim adım gerçekten Sinan. Sadece soyadım... Karahanlı."

 

Karahanlı mı? Ülkenin en büyük lojistik ve inşaat holdinglerinden birinin soyadıydı bu. Haberlerde sürekli adını duyduğum, milyar dolarlık o devasa ailenin adı! "Nasıl yani? Sen... Sen o zengin ailenin kayıp varisi falan mısın? Peki sokakta, o dökük kıyafetlerin içinde ne işin vardı?"

 

Sinan derin bir nefes alıp gülümsedi. "Üç ay önce, amcamın ve yönetim kurulunun arkamdan çevirdiği büyük bir dolandırıcılık dosyasını ortaya çıkardım. Beni susturmak, hatta bir 'kaza' ile tamamen ortadan kaldırmak için peşime kiralık adamlar taktılar. Şirketteki tüm hesaplarıma geçici olarak bloke koydurdular. Hayatta kalmak, izimi kaybettirmek ve onlara karşı gizlice kanıt toplamak için yeraltına inmem, yani kelimenin tam anlamıyla sokaklarda bir 'hiç kimse' olmam gerekiyordu. Planım tıkır tıkır işliyordu ama güvenli bir yere, göze batmayan yasal bir kılıfa ihtiyacım vardı... Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz 

Devamını okumak için diğer sayfaya geçebilirsin... 👇

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.